Kadinlar Kahvesi

Kahve bahane sohbet şahane

DİNİMİZDE NİKAH TAZELEMEK

Nikah tazelemek demek, yeniden nikah kıymak demektir. Bunu bir hocanın nezaretinde yapmak gerekmez. Yalnız birinin nikahı tazelemesi yetişmez. Erkek ile hanımının, iki şahit yanında nikahı tazelemeleri lazımdır. Kolaylık olmak için, nikahını yenilemeye, hanımından vekalet almalı.

Nikah tazelemek için hanımdan vekalet aldıktan sonra, iki erkek şahit yanında, (Öteden beri, nikahlım olan hanımımı, onun tarafından vekaleten ve tarafımdan asaleten kendime nikah ettim) denirse nikah tazelenmiş olur. Eğer önceki nikah sahih değil ise bu nikah sahih olur. Erkek hanımından vekalet almadan kendi kendine şahitler huzurunda nikah tazeleyemez.

Kadının nikah tazelemek için eşine (Nikahımızı kıymak üzere seni vekil ettim) demesi yetişir. Vekillikten azletmedikçe ömür boyu bu vekalet geçerlidir. Vekalet verirken şahit gerekmez.

Hanımdan vekalet alarak, tecdid-i iman ve tecdid-i nikah duası fasık da olsa iki Müslüman şahit yanında okunursa, o iki kişi de, bu duanın nikah tazelemek duası olduğunu bilirlerse, nikah yine tazelenmiş olur. İki erkek veya bir erkek ile iki kadın şahit olmadan sadece bu duayı okumakla nikah tazelenmez.

Şahitlerin müslüman olmaları ve nikahı tazelenecek kadını tanımaları şarttır. Tanımak, kimin kızı ve hangi kızı olduğunu bilmek demektir. Veya filan kadın bu adamın hanımıdır diye bilmek demektir. Şahsını, şeklini bilmek değildir. Dede, baba, kardeş, amca, dayı, yeğen, anne, hala, teyze de şahit olabilir.

Camide imam efendi, tecdid-i iman ve nikah duasını cemaat ile birlikte okursa, cemaat birbirlerine şahit olmuş, nikahları da tazelenmiş olur.

Tecdid-i iman ve tecdid-i nikah duası şöyledir:
(Allahümme inni üridü en üceddidel imâne vennikaha tecdiden bi-kavli lâ ilâhe illallah Muhammedün resulullah.)

Incoming search terms:

  • DİNİMİZDE NİKAH TAZELEMEK

HAKKINIZI HELAL EDİN

“Hakkını helâl et’ dostum!” deriz çoğu zaman.

Helalleşmenin insanlar arası bağlantıdan, onları belli bir düzen içinde bir arada tutan kontrol sisteminden kaynaklandığını gösteren delildir bu söz.

Amaç, ilişkilerde ölçüyü kaçırmamanın, zor ve güç durumda kalmamanın getirisi olan bu kelimeyi meşrulaştırmaktır.

Çünkü, inanan insanın hayatına egemen olan iki öge vardır: Korku ve Hak. İkisi iç içedir. Korkunun içselleştirilmesi, insani ilişkilerde sürekli bir otokontrolün oluşturulmasını temin eder. ‘Helallik almak’ bireylerde sıkça gönül almak şeklinde tezahür eder gibi görünse de burada esas gaye, yapılan alışverişlerde eksi bir duruma düşmeye, güç yitirmeye mani olmaktır.

Dolayısıyla, insanların iç dünyalarında huzuru duymak için sıkça kullandıkları, alışkanlık haline getirdikleri bir sözdür. Günlük yaşamdan tutun, cenaze namazına kadar geniş bir alanı kapsar.

Helallik almanın sınırları çok farklıdır.

Yukarıda temas ettiğim gibi bir işi eksik ya da istenildiği gibi yapamayanlarca söylenir. Veya yollarını ayırmayı hedefleyen kişilerin yeni kuracakları düzende o kişiler yer olmadığını belirtmek için üstü kapalı bir ifade şeklinde kullanılır. Ancak bu tür helallik alma uzun vadeye dayanır. Erbabı, bir şekilde helallik isteyenden ayrılacağını bilir, bunu hisseder. Basiret sahibi bu ‘helallik işlevini’ bilerek ve ‘takdir’ sözcüğünü örterek belli bir plân ve program dâhilinde, bazıları da içgüdüleriyle yapar. Zira, artık o kişi ayrılmayı kafasına koymuştur. Anlaşılacağı üzere, ilk bakışta kendine yakın geleni sonraları pek memnun olmayıp tehlikeli sayan ve gidişini çabuklaştırmak isteyenin yegâne silahıdır.

Çaresizliği gidermede, hiçbir şey yapamamak gibi zor durumlarda da izleri bulunur bu ifadenin.

İnanç çevrelerinde sevindirici olan helalleşme diyaloğu, bu hali ile farkına varılmadığı ve sonunda ayrılık olduğu için iyimserliğin karamsarlığa dönüşmesine yol açar.

Oysa bu tanım, duygu dalgalarının üst üste binmesinden, hesabın bir an önce kesilmek istenişinden başka bir şey değildir. Ne var ki niyet sonrasında anlaşılır.

Şaibeli kişilere bazen dolaylı, bazen de doğrudan doğruya söylenir. Ancak amaç, yine de kalp kırmamak veya dargın ayrılmamaktır.

Ayrıca bu sözde, hakkın helal edilmesi işlevinin insanda bıraktığı tatmin izlenimleri var. Dini vecibeleri yerine getirirken hak hukuk düzeninden, doğruluktan şaşmamak dedirten bir izlenim.

Çünkü helalleşmeyen toplumlara/bireylere yer yoktur bu dünyada.

Zira demin de bahsettiğim gibi Hakk’a tecavüz eden kişiler “kayıp”tır onların gözündeki yaşamda.

Hemen herkes, hatta kendisine kurtarıcı gözüyle bakanlar bile bu sözü kullanır. Savrulmaya başlayan, inisiyatifi kaybeden kişilerin de ağzından düşmeyen bir kelamdır. Netice itibariyle, kazandıklarımızın karşısına koyacağımız ilk söz bu olsa gerek.

Ama, aynı düşünceleri tasavvuf ehli için söylemek pek mümkün değildir. Onların yaşamı ile alâkalı ayrı bir paragraf eklemek lüzumunu hissediyorum.

Şöyle ki; Allah ehli, ‘veren el ile alan elin aynı’ olduğunu kabul eder, hisseder ve yaşar. Helal edilecek bir durumun olmadığı felsefesi ile, ‘helal et’ dileğine kuzu kuzu, “benim size hiç hakkım geçmedi” diyerek büyük bir vakarla karşılık verir.

Çünkü onların yaşam gayesinde, hak ve hukuk ile uğraşıp zaman kaybetmek değil, sadece Tek’i seyretmek vardır.

alinti

Incoming search terms:

  • hırsız
  • hakkınızı helal edin